Osmanlı’da hangi düşünce kitabı varmış?

Nihat Genç VERYANSIN Osmanlı’da hangi düşünce kitabı varmış? #FERİZLİDE.COM:

Osmanlı’da hangi düşünce kitabı varmış?

AKP’li Mahir Ünal “alfabe değişikliği yüzünden düşünce üretemiyoruz” dedi.

      Bu ülkede 200 üniversite var, bir akademisyen dahi kalkıp:

İlgili Makaleler

      ‘Osmanlı’da hangi düşünce kitabı varmış? Hangi düşünceyi üretmiş! Osmanlı’da yazılmış kaç düşünce kitabı var’ diye bir soru niye sormaz-soramaz!

      Altı asırlık dönemde hiç kimse merak etmez mi hangi ‘düşünce kitaplarının’ yazıldığını!

      Osmanlı’da yazılmış tek bir düşünce kitabı gösterebilen var mı?

      Mesela, koskoca Osmanlı çağlarında kaç çeviri yapılmış?

      Hadi hepsini geçtim, bir medeniyet klasiği olan Binbir Gece Masalları dahi tam metin çevrilmiş mi?

      Peki tam metin niçin çevrilmemiş, çünkü içinde ‘müstehcen’ metinler var!

      Tarihçiler, 15-16. yüzyılda dahi medresenin üçyüz-dörtyüzyıl önceki kitaplarla ders verdiğini üç-dört yüzyıldır yeni tek bir kitabın müfredata girmediği konusunda onlarca bilimsel veri yayınladılar! Mesela, Biruni, İbni Sina, Farabi, vs. hiç biri Osmanlı çağlarında yaşamış değil!

       Evliya Çelebi’nin seyahatnamesi, evet, başka var mı? İbni Batuta’nın ünlü seyahatnamesi Osmanlı’dan çok önce…

       Şiir, Hafız, Camii, Sadi ve Hayyam ve Mevlana, Osmanlı’dan çok önce, Selçuklu dönemi!

       Ali Kuşçu da 1400’lü yıllarda yaşadı, Takiyüddin’ün Rasathanesi, evet, ama neden rasat işi müneccimliğe dönüşmüştür? Piri Reis’in haritası evet, devamı gelmiş mi?

       Hezarfen Çelebi, evet, uçmuştur, tek bir istisnai örnek, uçtuğuyla kalmıştır!

       Bilim, değil de, sayı ve kelimelerden anlam çıkartmak hurufiliğe gelirsek, evet, çok ciddi bir külliyat vardır!

       Bilim, değil de, cin ve muska ve müneccimlik, deyince, çok ciddi bir külliyat vardır!

       Hadi, Divan şiiri, diyelim, saraydan nasiplenmiştir, ama bugün yaşayan Halk Şiiri’dir ve Osmanlı Asırları boyunca Türkçe söyleyen halk ozanlarının yüzüne bakan da bahşiş sadaka ulufe veren de olmamıştır!

       Gelelim, çok acı, çıplak, bilimsel gerçeklere!

       II. Meşrutiyet’in ilanıyla, bir yıl içinde, çıkartılan dergi gazete ve kitap sayısı, Osmanlı’nın son ikiyüzyılından daha çoktu!

       1908’den 1950’ye kitap, dergi, gazete, kitap, bir toplam alırsak, tüm Selçuklu ve Osmanlı tarihinden daha çok yayın yapılmıştır!

       Selçuklu’nun saray dili-resmi dili Farsça’ydı, bugün anadilimiz Kürtçe diyenler Selçuklu’nun Farsça hinderlandında bize bir imparatorluk bakiyesi olarak kalmıştır!

       Kösedağ Savaşı’yla Selçuklu parçalanırken, sarayı basan Türkmenler, sarayda kendileriyle Türkçe konuşacak Türkçe bilen tek bir kişi bulamazlar!

      Karamanoğlu Mehmet Bey’in tarihe geçmiş, çarşıda, pazarda, Türkçe konuşula, fermanının tarihi 1277’dir, ki, Osmanlı henüz yoktu!

      Ya da Osmanlı’dan bugüne günlük hayatımıza edebi metin olarak Karacaoğlan, Yunus Emre ve Türkmen alevi ozanlar dışında başka bir şey kalmış mı?

      Arapça harfleriyle okunma güçlüğü karmaşıklığı olan Osmanlı Türkçesi, Cumhuriyet’in ilanından çok önceleri masaya yatırılmıştır! Anlaşılması güç bir dil, bilime değil ama karakteri gereği muska diline çok iyi geldi!

      Bugün Osmanlıca ders görenler yıllarca eğitim almalarına rağmen 19. yüzyılın belge ve gazetelerini okuyamıyorlar! Ve mezar taşlarını dahi okuyamıyoruz diye de ağlıyorlar! Osmanlıca öğrendiğiniz halde niye okuyamıyorsunuz?

      Okumuş eğitim görmüş bilim adamlarının dahi okuyamadığı dili halk nasıl okusun?

      Osmanlıcada anlaşılmayan kelime, çıkarımla kestirimle yakıştırmayla, okunur, yani medrese talebeleri bir kelimeyi anlamakta aralarında anlaşmışlar! Yani dilin okunması için aralarında üst bir elit anlaşması yapmışlar! Bu böyle yazılır ama böyle okunur, diye!

      Osmanlı’da gazeteler yayınlamaya başlayınca ortaya işte bu güçlük çıkmış, halk, okuma yazma eğitimi alsa bile aynı gazeteleri ulema gibi okuyamıyordu!

      Ve cehaletin temel sebebi, Osmanlıcayı okuyamamaktır, bugün dahi okuyamıyorlar! Ve bugün dahi bilim adamları okuyamadıkları kelimeleri birbirlerine sorup soruşturuyor!

      Cehalet, tam da bu, sallarsın gider, kestirir aklınca bir çıkarım yaparsın, ama seri akıcı şekilde ve tam karşılıklarıyla kelimeleri anlayamazsın!

      Osmanlı’yı anlayamazsın, ulemayı anlayamazsın, hocayı anlayamazsın, gazete dergiyi kitabı anlayamazsın!

      Anlayamamak, iktidar için çok faydalıdır, çünkü sadece ‘havas’ (elitler) anlasın, halk anlayamasın!

      Libareller ve İslamcılar da Fetullah’ın dilini anlayamadıkları için olacak CIA casusluk örgütüne orduyu ve hukuku teslim ettiler!

      Düşünün bir medeniyeti kültürü sadece medrese talebeleri okuyup anlayabiliyor geniş kitleler hiç ama hiç görüp okuyup çözüp anlayamıyor! Said Nursici bir milyon nurcu talebe var diyelim tek bir kişi dahi başta Fetö, Said Nursi’nin dilini anlayamıyor, onca yıl ders almalarına rağmen, bugün Fetöcüleri imtihan ediver, aralarında Said Nursi’yi sözlüksüz okuyabilen tek kişi yok!

      Mesela Kur’an’ı dahi sadece onlar okuyup anlayabilir, ama halk anlayamaz!

      Bu, iki ayrı sınıfın varlığı demek!

      Tıpkı, Kilise’nin iktidarı gibi, İncil’i okumak anlamak sadece papazların tekelinde, Luther’in meşhur devrimi tam da buydu, hayır, İncil’i herkes okuyabilir!

      İşte ünlü fetvacı hoca Hayrettin Karaman, Kur’an’ı okumuş anlamış ve ‘yolsuzluk’ haram değildir, diye fetva vermiş! Ve halka da kendi anladığını vaaz ediyor! Hadi sıkıysa o öyle değil hocam, deyin, anında kafir zındık oluverirsiniz!

      Osmanlı saray tarihinde halk şiiri, Karacaoğlan, Emrah ve Yunus Emre, hiç yüz görmemiş, adları tek bir metinde geçmez!

      Osmanlı tarihi boyunca saray dili halk dili diye çok keskin ayrım vardır! Anadolu’yu fetheden Türklerin dili asırlar boyu sarayda divanda edebiyatta yasaklanmıştır!

      Ayrıntıları nice trajik hikayelere konu olmuştur, mesela, 19. yüzyıldan Cumhuriyet’e kadar askerimiz yazılı talimatları dahi anlayamıyordu!

      Aslında olup biteni anlamamıza da gerek yok!

      Saray’ın padişahımızın bir hikmetidir, işte!

      Narko siyaset, deprem, grizu, kaderdir, fıtrattır, işte!

      On yıl içinde topraklarının dörtte üçünü kaybeden saraya padişaha bağlı kafanın aynı paşaları sarayda hala iktidardadır, yani tarihimizin en büyük vatan hainleri, Mustafa Sabriler, Vahdettinler, Dürrizadeler, Ali Kemaller’in ve Fesli Kadir’lerin çocukları parantezi kapatıp kaldıkları aynı yerdedir!

      Sedat Peker’in iddialarıyla narko siyaset dosyalarını açabilen bir savcımız var mı?

      Bence, Osmanlı harfleriyle, bu dosyaları pekala açabilirler!

      Mesela, siyanürle altın çıkartıp Erzincan’ı mahveden Amerikalı şirkete karşı da Osmanlı harflerle pekala davalar açabiliriz!

      Zaten anlayan yok!

      Cumhuriyet Türkçeyle dilimizi öldürdü, diyenler…

      Oysa, ağladıklarında, anneleri babaları sevdikleri yakınları öldüklerinde, Osmanlıca değil, Türkçe ağlıyorlar!

      Türkçe, düşünceyi öldürdü diyenler oysa feryatları figanlarını Türkçe dile getiriyorlar!

      Annelerine çocuklarına seslenirken Türkçe konuşuyorlar!

      Ama, sarayın yolsuzluklarına hırsızlıklarına ihale işlerine sıra gelince, hiç birimiz anlamayalım diye, bulmacalı ağdalı girift belagatli Osmanlı’nın yasakçı ve kaderci diliyle konuşuyorlar!

      Bence de… Saray ve iktidarı, Osmanlıcayı Arapçayı çok iyi öğrenmiş!

      Türkçe ağlayan Türkçe düşünen Türkçe eleştiren kim varsa hiç ama hiç anlayamıyorlar!

      Milli Egemenlik, nedir anlamıyorlar!

      İstiklal Savaşı Türkçe yazıldığı için anlayamıyorlar!

      Bir padişah varken, milli meclise ne gerek var, diyorlar!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu